Bedenin toprağa karışıp gözyaşlarının akıtıldığı o yere giderken görmüştüm mezar taşı yapan insanları. Halbuki öldükten hemen sonra hazırdır diye düşünüyordum o taşları; değilmiş. 29 Nisan 2011 Cuma
Bedenin toprağa karışıp gözyaşlarının akıtıldığı o yere giderken görmüştüm mezar taşı yapan insanları. Halbuki öldükten hemen sonra hazırdır diye düşünüyordum o taşları; değilmiş. 15 Ocak 2011 Cumartesi
özlem
O anlar işte..Özlenen anlar. Değerini bilmeli insan.
11 Mayıs 2010 Salı
Hoş Geldin Kruşa
O birilerinin bu tip huylarını da başka birileri seviyor tabi :)
Bir varmış bir yokmuş.
Bu döngü de böyle devam edermiş..
Ey Müge Kruşa kızımız,
Evine Hoş Gelmiş..
10 Mayıs 2010 Pazartesi
27 Mayıs 2009 Çarşamba
hayatımın yeni rengi
4 Mayıs 2009 Pazartesi
geç kalmış özür
sanırım eski sayfaları tekrar aralamanın vakti geldi..günah çıkarmanın vakti belki de.. filmlerdeki gibi..keşke o kadar kolay olsa demi, ama değil, biliyorum.. eskiden bilmezlikten gelirdim ve ona inandırırdım kendimi büyük bir gazla; ama artık inanmıyorum..kendime inanmıyorum.. evet, günah çıkarıyorum ve hep suçladığım kıza yazıyorum bu yazıyı..böyle olacağını bilir miydim, hayır..peki sen? bilmiyorum..
geçen gece seni gördüm rüyamda..yine gelmiştin yanıma eskisi gibi; ama bir gerginlik vardı aramızda..sonuçta aldatmıştım seni ve eskisi gibi olmayacaktı belki de hiçbir şey..sonra o geceki gibi fenalaşmıştın ve hastaneye götürmüştüm seni..doktor gelmişti yanıma ve o "öldü" demişti..annene söleyememiştim bunu, ama o anlamıştı kızının cennete gittiğini..ağlamıştı, ağlamıştım..hani anlatırdın da çok da takmazdım telefonda..böle ağlayarak yataktan kalkmayı ilk defa senle yaşadım o rüyada..şimdi de yazarken gözlerimden akıyo yaşlar..tıpkı senin bana yazarken ağladığın gibi..
bunları yazmak o kadar zor ki..bir yandan gözlerimi kapadığımda senle yaşadığımız o masum şeyler geliyor gözümün önüne; bir yandan da beni kaybetmemek için yaptıklarını kendi tarafımdan anlatıp da senle ilgili söylenen o şeyleri duyuyorum kulaklarımda..
senin tek suçun beni sevmekti..hem de çok..hatta iddia da etmiştin beni senin kadar sevecek birini bulamazsın diye..evet bulamadım..senin kadar sevebilcek birini bulamadım..hatta sen de sevmiyorsun beni artık.nefret ediyosun belki de..söylediğine göre bir gram saygın da kalmamış bana artık..vesaire vesaire..böyle işte..bunları yazarken acı çekiyorum; ama biliyorum ki bu acıyı çok daha önceden çekmeliydim..
Belki geç ama senden özür dilerim.
16 Ocak 2009 Cuma
insanlık sona artık daha yakın
8 Aralık 2008 Pazartesi
kararsızlık
Bu aralar ben de bu kararsızlık içerisindeyim sanırım. "sanırım" kelimesini derken bile içindeki kararsızlığın varlığı o kadar belli ediyor ki kendini..
pofff konuyu açmasam iyi olacak galiba..
neyse, çözünce olayları yazarım tekrar umarım..
29 Eylül 2008 Pazartesi
-hayata parantez açıp devam et-
Hayat da bir oyundur aslında. Hem de bize oynanan ciddi bir oyun. Yaşamın içinde rastladığımız insanlar da, ya bir oyuncu ya da birer seyircidirler. Kimi aktiftir, kimi ise pasif; olsalar da olur, olmasalar da. Hayatımızdaki her bir birey-aktif olsun ya da olmasın, hayatın bizlere oynadığı bu oyuna her an yeni birşeyler katıp, bu oyundan bir şeyleri alabilirler.
Yaşadığım bu son dönemde de, etrafımdakilerden çok şey kazandım. Hayata karşı galip geliyor olduğumu da hissettim çoğu zaman. Ama, kim bilebilir ki hayatın aslında senden çok daha önde olduğunu ve sen onunla oyun oynadığını sanarken, onun senle oyun oynadığını?
Acı bir deneyim..
Ama bir deneyim işte. Pollyannacılık oynamak gerekirse, sana birşeyler katan, seni döverek de olsa terbiye eden bir süreç..Bu süreçte artık daha güçlü olacaktır insan. Direnci artacaktır..Ama aynı zamanda bir yerleri yaralı kalacaktır .İlk başlarda çekilen acılar, bu deneyimi sana yaşatanın oyundan atılmasıyla da dinecektir..Belki de öyle umulup kendini kandıracaksındır. Ama artık bir karar vermişsindir ve eski sevgili ile görüşmem diyenlerin yanlış düşündüğünü anlattığım zamanların aksine, daha sevgilin bile olmamış birini hayatından tamamen ve sonuçlarını düşünmeden çıkaracaksındır.
"nefret ile doğan aşk" yazısı sonunda aldığım cevap ile seni parantezin içinde kapatıp, oynuma devam ediyorum. Umarım, hak ettiğin gibi bir sonun olur ve kendi oynunda galibiyet golünü atıp o günkü gibi sevinirsin.
16 Eylül 2008 Salı
nefret ile doğan aşk
Bir kış gecesiydi seni ilk gördüğüm o gece..Somsoğuk bir hava ve buna isyan edercesine sımsıcak bir kız vardı karşımda..İçimi ısıtan değişik bir havan vardı ve rüyalarımda gördüğüm ,ama tam yüzünü bana çevirirken uyandığım o kıza benziyordun işte..Büyülü, merak uyandıran, beni heyecanlandıran o kıza.teşekkürler fotoğraf için : http://hiriell.deviantart.com/art/hate-love-19249722
-resmen kaşınmak denir buna-
Tatil yaptım, hem de 2 ayı aşkın bir süre..O da güzel..
İş buldum, hem de evime 15 dakka uzaklıkta ve güzel parası var..Çok ama çok güzel..
Peki yüksek lisans nerden çıktı şimdi ya. Resmen kaşınmak diyorum ben buna. Herşey güzelken ve rahat gidiyorken, niye ağır bir sorumluluk yükledim ki omuzlarıma?
Master işini tamamlayınca uzmanlık alanım da "titreşim" üzerine olacak güya..Hani o bildiğimiz vibratörlerin çalışmalarını inceliycem en profesyonel şekilde:) Aslında böyle düşününce çok eglenceli geliyo ve şevkle başlayası geliyo insanın.Harbiden ya,yazı yazmanın güzelliği burda. Kendi kendine düşünme fırsatı buluyor insan. Evet, evet.. Eğer korkarsam, kaldıramayacağımı düşünürsem bu master'ın ağırlığını "vibratörleri" düşünecem. Ne kadar yararlı bir icad olduklarını ve benim de bu mekanik yapıyı daha da zevkli hale getireceğimi hayal edeceğim..
Bu yazıyı neden yazdım peki ey Ozan..Bir gün , bir gün derken bir 5-6 ay sonra tekrar okuduğumda şu anki duygularımdan ne kadar uzak veya yakın olacağımı görmek için.. Yürü be Ozzy.. Ver gazı kendine:)
27 Ağustos 2008 Çarşamba
-Anket Sonucu Üzerine-
Benimle beraber 113 arkadaşımın katıldığı anketin sonucuna göre;
68 EVET,
31 HAYIR ve
14 Farketmez
cevabı almış bulunmaktayım.
Tüm katılımcı arkadaşlarıma teşekkür ediyorum ve nü çekimlere daha dikkatli olmak üzere devam edeceğimi müjdelemek istiyorum.
Sevgiyle kalın..
17 Ağustos 2008 Pazar
Orada mısın?
Yine kendimle başbaşayım ve yine senin hayalin ve klavyenin "tık tık" sesiyle yalnızlığıma git diye yalvarıyorum. Ama artık eskisi kadar gür değil sesim, kendine güveni olmayan bir tonu var bir de.. 12 Ağustos 2008 Salı
-ilk kaza tecrübesi-
Kaza bu işte..Ne zaman, kime denk geleceği bilinmeyen; canına, malına zarar verebilecek hayati tehlikesi olan bir eylem aslında. 10 Ağustos 2008 tarihinde, saat 16:00'da ise benim ve Mustafa amcanın başına geldi işte. Mustafa amca derken, bana çarpan şahısdan bahsediyorum.
Kırmızı ışıkta durmuş, kalkışa hazırlanırken acı bir fren sesi ve büyük bir sarsıntıyla "hassi.tir yaaa.." diye mırıldandığım andı o an işte. Arkamdan vurmuştu bir anlık dikkatsizlikle Mustafa amca. Kazaydı işte, ne zaman, kime denk geleceği bilinmeyen bir eylemdi sonuçta..
Bu yazıyı yazma gereksinimi duymamdaki amaç, Allah göstermesin, başınıza gelecek bir trafik kazası anında sizlere özetle ne yapmanız gerektiği konusunda yol göstermek aslında.
Kaza sonrası ilk yapmanız gereken, vücudunuzda hareket etmenize engel olacak birşey olmadığından emin olmanız. Hareket edemiyorsanız, sabit durmanız ve yardımın gelmesini beklemenizi öneririm. Sonuçta, bir ton ve üzeri ağırlıkta ve hareket halinde olan metal cisimlerin çarpması ile oluşan enerji, vücudunuzda büyük bir patlamaya neden oluyor. Bununla beraber vücut üzerinde kırık, çıkık, yaralanma veya doku zedelenmesi gibi birçok acı veren şeyin görülmesi olası oluyor.
Neyseki, benim ilk kaza tecrübemde bu gibi vak-alar iki taraf için de gerçekleşmedi. Eğer sizde de aynı durum gerçekleşmişse, aracın dörtlü lambalarınızı yakmanız ve arkadan gelebilecek araçların kaza yerine daha dikkatli gelmelerini sağlamanız gerekiyor.
Kaza yapan iki tarafın sağlık durumu kontrol edildikten ve bir sorun olmadığından emin olunduktan sonra ise, yapmanız gereken birkaç şey kalıyor. 1 Nisan 2008 tarihinden itibaren uygulamaya sokulan bir sistemin parçasısı oluyorsunuz artık. Eğer kaza yapan her iki sürücünün araç ruhsatı, sürücü belgesi ve araç sigorta belgeleri tam ise Trafik Polisi'nin aranmasına gerek kalmadan bir tutanak doldurmanız gerekiyor. Bu tutanağın iki sürücüde de kalması gerektiğinden fotokopi ile de çoğaltılabiliyor. Eğer böyle bir tutanak aracınızda yok ise şimdiden edinmenizi öneririm sizlere.
http://www.traport.com.tr/ymh_kaza_tespit_tn_28_12_2007_s_2007_27.php adresinden, tutanak örneğine ulaşmanız mümkün.
Bu belgenin doldurulması sırasında ise bir fotoğraf makinası ile kaza sonrası araçların durumu ve konumu belgelenmek zorunda. O yüzden, aracınızda bir makina veya cep telefonunuzun fotoğraf çekebilme özelliğinin olmasını öneririm. Bu fotoğraflar sigorta şirketleri tarafından inceleneceği için, hasar ödemelerinin yapılmasında büyük bir faktör oynuyor aslında.
Tutanak doldurulduktan, fotoğraflar çekildikten sonra artık işiniz servisinize veya sanayide sigorta şirketiniz ile anlaşmalı bir atölye bulmanıza kalıyor.
İşte bu kadar basit...
Kazasız günler diler, bu bilgileri aklınızın bir köşesinde tutmanızı öneririm.
Fotoğraf: Mahmut Baytemir
11 Ağustos 2008 Pazartesi
-sensiz olmasa bu stüdyo-

Evde geçireceğim ilk sensiz gece bu gece..Nasıl olacak bilmiyorum;ama seni hatırlatacak birçok şeyle yetinmeye calışıyorum yatak odasında.Fotoğraflar, mum ışığı ve müzik ile tamamlamaya çalışıyorum odanın sensizliğini, sessizliğini.
Çıplağım ve mumların olduğu taraftan bir sıcaklık geliyor. Sanki o taraftan fısıldıyorsun bana "Uyudun mu?" diye. Nefesim derin ve sık; çünkü aklımdasın. Sanki sen varmışsın gibi yanımda, heyecanlıyım ve kendimi ben hissediyorum yanındaykenki gibi.Huzurluyum ve cevap veriyorum aynı kısık sesle "Hayır, uyumadım. Seni düşünüyorum..".
Değişik birşey sensizliğinde seninle olmak bu odada. Sarılamadan, koklayamadan hayalinle uzanmak ve bunları yazıya dökmek.. Yaşamadığım, tecrübe edinmediğim duygularla büyüyorum seninle sanırım. Senden alıntılar yaparak yaşıyorum, yazıya dökebiliyorum düşündüklerimi artık, en azından deniyorum tıpkı senin de yaptığın gibi.
Seni tekrar tekrar anlamak ve senden birşeyler öğrenmek istiyorum sürekli. Seni yaşamak istiyorum ayrıldığımız o son gece de, dün de , bu gecede de.Ama, işte yanımda değilsin şuan, yalnızım bu evde..
Yarın nerde olacaksın peki? Soruyorum cevap vermiyorsun, ulaşamıyorum sana. Belki de sıkıldın artık benden, bana birşeyler öğretmekten. Belki de beni düşündüğünden ve daha fazla kendine bağlatmak istemediğinden..Bilmiyorum, söylemiyorsun..
fotograf : Ozan Yavuz Baytemir
model : "o"
9 Ağustos 2008 Cumartesi
-başkentte maganda dehşetine tanık olmak-

fotoğraf: Ozan Yavuz Baytemir
-bira evi, nedjima-

-dedem-
benim dedem de öle işte.. ak sakallı değil ama ak saçlı, tertemiz yürekli, mis kokulu, babacan bir adamdır. yaşadıklarındn dersler çıkarmış, tecrübe edinmiş ve bu tecrübelerini her aile toplantısında, usanmadan, sıkılmadan ,yaşlılıktan elleri titreyerek de olsa içindeki o genç ruhuyla biz torunlarına anlatmak için çırpınan o güsel insandır dedem..
işte bu bayramda dedemi pozladım sürekli.. ellerini,gülüşünü,kazağını,mimiklerini ve bu emektar gözlüğünü yakalamaya çalıştım hep.. o değerli şeyleri, dedemi dedem yapan, kimsede olmayan,onu özel yapan şeyleri..
kimbilir ne kadar daha beraber olcaz dedeciğim seninle..
bugunkü sabrın,hoşsohbetin ve verdiğin dersler için çok teşekkür ederim..Allah'ım sana uzun, sağlıklı ve bizli bir ömür versin.
seni seviyorum
fotoğraf: Ozan Yavuz Baytemir
model: dedem
8 Ağustos 2008 Cuma
-pinokyo kadar olamamak-
Pinokyo..Hani şu çocuk romanlarında karşımıza çıkan, küçük bir çocuğa dönüşen kukla.
İtalyan yazar Carlo Collodi'nin yarattığı kahraman; ama biraz yaramaz, tembel ve bazen de yalan söyleyen bir kahraman bizim Pinokyo. Üstelik burnu da büyüyor yalan sölediği her an.
Keşke bizim gerçek dünyamızda da böyle olsa herşey. Herkes Pinokyo olabilse, yalan sölediği an otomatik bir mekanizma girse devreye, utandırsa, bir daha söyletmese.
Aslına bakarsanız, bazılarımızın yanakları kızarır, elleri titrer, kekeler, gözü kaçar yalan söleyince. İşte Pinokyodur bu gibiler burnu uzamasa da, tahtadan yapılmış olmasa da.
Peki ya diğerleri..?
Gözüne baka baka nasıl yalan söyleyebilir ve söylediğinin arkasında olup, zeytinyağı gibi üste çıkabilir ki bir insan? Bunları yaparken de hiç utanmaz, sıkılmaz, pişmanlık duymayabilir? İnsan olabilmek için inandığı şeye yalvaran Pinokyo kadar olamayabilir?Bugün de böle birine rastladım ve sölediklerinin yalan olduğunu yüzüne söleyemeyecek kadar da utandım kendi kendime. Öyle uzaktan seyrettim sadece ve yıllar içinde doğru ve dürüst olmanın erdemini anlamamış koca kadın ile daha 2.5 yaşındaki kuzenimi düşündüm. Keşke insanlar hep çocuk kalabilse diye geçirdim sonra da. Fiziksel , düşünme kapasitesi olarak değil tabi. Yalan söylemenin ne olduğunu bilmeden, öğrenmeden, her zaman "Kral çıplak" diyebilen bireyler olarak kalabilseler hep. Gördükleri, bildikleri üzerine başkalarını aldatmak için tasarlanmış, belli bir amaca yönelik sözlerin arkasında olmasalar.
fotograf: Ozan Yavuz Baytemir
model: Işıl



